Bolvadin Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bolvadin Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bolvadin’in Tarihi Evleri: Zamanda Yolculuk

 



🏠 Bolvadin’in Tarihi Evleri: Zamanda Yolculuk

Sevgili BizimBolvadin dostları,
Bugün sizlerle Bolvadin’in en az müzeleri kadar değerli hazinelerinden biri olan tarihi evlerini keşfe çıkıyoruz. Bu evler sadece taş ve ahşaptan ibaret değil; ilçemizin ruhunu ve geçmişin hikâyelerini barındırıyor.


🏛 Bolvadin’in Tarihi Evlerinin Kökeni

Bolvadin, Anadolu’nun kadim yerleşimlerinden biri olduğu için ev mimarisi de bu çeşitliliği yansıtıyor. Osmanlı ve Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze uzanan evler, geleneksel Anadolu mimarisinin en güzel örneklerinden.

Bu evlerin çoğu; taş temel üzerine ahşap karkas, kerpiç dolgulu duvarlar ve geniş avlularla inşa edilmiş. Gölgeli avlular, taş döşemeler, işlemeli ahşap kapılar… Her biri Bolvadin’de yaşayan ailelerin yaşam biçiminden izler taşıyor.


🧱 Mimari Özellikler

  • İki katlı yapılar: Alt katlar genellikle kiler, ahır veya depolama için; üst katlar ise yaşam alanı olarak kullanılmış.

  • Ahşap tavan süslemeleri: Osmanlı dönemi ustalarının işçiliğini görmek mümkün.

  • İç avlular: Mahremiyet ve sosyalleşme alanı olarak düzenlenmiş.

  • Kerpiç ve taş karışımı duvarlar: Yazın serin, kışın sıcak tutan geleneksel yapı malzemeleri.

Bu detaylar, Bolvadin Kent Müzesi’nde sergilenen objelerle birlikte düşünüldüğünde ilçenin kültürel kimliğini tamamlıyor.


📍 Öne Çıkan Bölgeler ve Evler

  • Aydınlar Mahallesi: Bolvadin’in en eski mahallelerinden biri, tarihi evlerin yoğun olduğu bölge.

  • Yanık Kışla çevresi: Tarihi dokusunu koruyan evlerle çevrili. (Yanık Kışla yazımızı buradan okuyabilirsiniz)

  • Köy evleri: İlçeye bağlı köylerde, geleneksel mimariyi hâlâ görebilirsiniz.


🌟 Neden Önemli?

  • Kültürel miras: Bu evler, Bolvadin’in sosyal yaşamını ve estetik anlayışını gösteren canlı örnekler.

  • Turizm değeri: Restore edilip ziyarete açılan evler, kültür turizmine katkı sağlıyor.

  • Eğitim: Mimarlık ve şehircilik öğrencileri için doğal bir açık hava dersliği.


📝 Ziyaret ve Keşif İpuçları


🔗 İlgini Çekebilir:

👉 🍲 Afyon Usulü Keşkek Tarifi

👉 🍮 Afyon Ekmek Kadayıfı – Klasik Tarif

👉 🍒 Vişneli Ekmek Kadayıfı

👉 🥔 Patatesli Tandır Ekmeği

👉 🍽️ Bolvadin Yöresel Lezzetleri Ana Yazı


📝

❤️ Son Söz

Sevgili BizimBolvadin okurları,
Bolvadin’in tarihi evleri, ilçenin sadece geçmişini değil, ruhunu da günümüze taşıyor. Bu evlerin sokaklarında yürürken aslında zamanda yolculuk yapıyorsunuz.

Siz de bu güzellikleri keşfedin, fotoğraflayın ve BizimBolvadin üzerinde paylaşın; böylece ilçemizin kültürel mirası daha görünür olsun.

Bolvadin’in Geleneksel El Sanatları: Geçmişten Günümüze Yaşayan Kültür

 


🎨 Bolvadin’in Geleneksel El Sanatları: Geçmişten Günümüze Yaşayan Kültür

Sevgili BizimBolvadin dostları,
Bugün sizlerle Bolvadin’in en değerli hazinelerinden biri olan geleneksel el sanatlarını keşfe çıkıyoruz. Bu sanatlar sadece süs eşyaları değil; geçmişten bugüne taşınan bir kültürel hafıza ve ilçemizin kimliğinin bir parçası.


🏺 Bolvadin’in El Sanatları Tarihi



Bolvadin, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir yerleşim. Bu uzun süreç, el sanatlarının da çeşitlenmesine ve zenginleşmesine yol açmış. Bölgedeki el sanatları genellikle günlük yaşamdan doğmuş, pratik ve estetik birer kültürel ürün haline gelmiş.

  • Kaymakçılık ve süt ürünleri üretimi ile bağlantılı geleneksel araç gereçler

  • Hasırcılık ve sepetçilik

  • Kilim ve halı dokumacılığı

Bu el sanatları, hem Osmanlı döneminden hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze ulaşmış.


🧵 Bolvadin’in Öne Çıkan El Sanatları

1️⃣ Hasırcılık ve Sepetçilik

  • Bolvadin’de hasırdan yapılan ürünler günlük yaşamda çok kullanılmış.

  • Sepetler, bavullar, hasır tabure ve sandıklar hem taşımacılık hem de saklama amaçlı üretilmiş.

  • Bugün bazı ustalar bu geleneği sürdürmeye çalışıyor. (Bolvadin Tarihi ve Kültürel Mirası)

2️⃣ Kilim ve Halı Dokumacılığı

  • Bolvadin kilimleri, renkleri ve desenleriyle tanınır.

  • Her motif bir hikâye anlatır: Aile, bereket, doğa ve günlük yaşam temaları işlenir.

  • Dokuma atölyelerinde öğrenenler, modern tasarımlarla geleneksel desenleri birleştiriyor. (Bolvadin Tarihi Evleri)

3️⃣ Bakır ve Ahşap İşçiliği

  • Ev eşyaları ve mutfak gereçleri bakırdan yapılırdı: tas, kazan, tepsi gibi.

  • Ahşap oyma işleri kapı, pencere ve küçük süs eşyalarında kullanılırdı.

  • Bu eserler hem dekoratif hem de kullanışlı ürünler olarak nesilden nesile aktarılmış.

4️⃣ Geleneksel Tekstil ve Dikiş

  • Gelin odası ve günlük yaşam için yastık, örtü ve kilim gibi tekstil ürünleri.

  • Nakış ve dantel işleri, kadınların yeteneklerini yansıtan önemli parçalar. (Bolvadin Kent Müzesi)


🌟 El Sanatlarının Önemi

  • Kültürel hafıza: Bu sanatlar, geçmişin yaşam biçimlerini ve estetik anlayışını günümüze taşır.

  • Ekonomik değer: Özellikle turizm ve hediyelik eşya sektöründe değer yaratır.

  • Kimlik ve aidiyet: Bolvadin halkı için geçmişle bağ kurmanın ve kültürel kimliğini korumanın bir yolu.


🛍️ Bolvadin El Sanatlarını Deneyimleyebileceğiniz Yerler

  • Bolvadin Kent Müzesi — Etnografik eserler, el sanatları objeleri sergileniyor.

  • Yerel atölyeler — Hasırcılık, kilim dokuma ve nakış öğrenmek isteyenler için birebir deneyim.

  • Yöresel pazarlar ve festivaller — Ürünleri satın alabilir ve ustalarla tanışabilirsiniz.


❤️ Son Söz

Sevgili BizimBolvadin dostları,
Bolvadin’in el sanatları sadece süs eşyaları değil; binlerce yıllık kültürün, yaşam tarzının ve estetiğin bir yansıması. Siz de bu değerleri koruyabilir, yerel ustalardan öğrenebilir ve sosyal medyada paylaşarak tanıtabilirsiniz.

Hadi gelin, birlikte Bolvadin’in yaşayan kültürünü görünür yapalım!

“Siz de Bolvadin’in geleneksel el sanatlarını keşfedin, fotoğraflar paylaşın ve yorum yapın!”

Bolvadin’in Tarihi ve Kültürel Mirası: Yanık Kışla’dan Kaymak Geleneğine Bir Yolculuk

 








🏛 Bolvadin’in Tarihi ve Kültürel Mirası: Hep Birlikte Keşfedelim

Sevgili BizimBolvadin dostları,
İlçemizin her köşesi tarih kokuyor, her taşı ayrı bir hikâye anlatıyor. Bu yazımda, sizlerle birlikte Bolvadin’in geçmişine, kültürüne ve gizli hazinelerine kısa bir yolculuk yapalım istedim.


1️⃣ Bolvadin’in Kökeni: Medeniyetlerin Buluşma Noktası

Bolvadin, Hititlerden Selçuklulara, Osmanlıdan Cumhuriyete kadar birçok uygarlığın izini taşıyor. Kimi kaynaklarda Kalkolitik Çağ’a kadar uzanan yerleşimlerden söz ediliyor.
📌 Daha önce paylaştığım “Yanık Kışla” yazımı buradan okuyabilirsiniz »


2️⃣ Tarihi Yapılar: Bolvadin’in Hafızası



İlçemizde gezilecek o kadar çok tarihi eser var ki… İşte bazıları:

  • Bolvadin Kent Müzesi (Yanık Kışla): Eski askeri bina, bugün kent müzesi olarak hizmet veriyor.

  • Hacı Ahmet Çeşme ve İmaret Çeşme (Şadırvan): Osmanlı döneminden günümüze ulaşan, halkın buluşma noktaları.

  • Tarihi Evler: Mahalle aralarında hâlâ yaşayan geleneksel Türk evi örnekleri.

📌 “Bolvadin Kent Müzesi” hakkında detaylı yazımı burada okuyabilirsiniz »


3️⃣ Müzeler ve Kültürel Yaşam

Bolvadin Kent Müzesi’nde 988 eser var. Eski Tunç Çağı’ndan Osmanlı’ya kadar uzanan arkeolojik parçalar, sikke koleksiyonları, geleneksel el sanatları…

Kaymakçılık, hasırcılık, kilim dokuma gibi yerel el sanatlarımız hâlâ ilçemizin kültürel belleğini canlı tutuyor.
📌 Bu konuyla ilgili “Bolvadin’in Geleneksel El Sanatları” yazıma da göz atın »


4️⃣ Yöresel Lezzetler ve Sosyal Hayat

Tarihimiz kadar mutfağımız da zengin. Bolvadin’e özgü kaymak ürünleri, yerel düğün yemekleri ve kahvehane kültürü ilçemizin sosyalleşme alanlarını oluşturuyor.
📌 “Bolvadin Mutfağı ve Kaymak Geleneği” yazım burada »


5️⃣ Bu Miras Neden Önemli?

Bu değerler sadece turizm için değil, bizim kimliğimiz için de önemli. Tarihi evleri gezerken, çeşmelerde mola verirken ya da müzeyi ziyaret ederken aslında kendi geçmişimizi hatırlıyoruz.

Sen de bu mirası yaşatmak için:

  • Gezdiğin yerleri fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşabilirsin.

  • BizimBolvadin sayfamızda yorum yaparak yeni araştırma konuları önerebilirsin.

  • Yerel etkinlik ve derneklerle iletişime geçerek Bolvadin’in tanıtımına katkı sağlayabilirsin.


🔗 İlgini Çekebilir:

👉 🍲 Afyon Usulü Keşkek Tarifi

👉 🍮 Afyon Ekmek Kadayıfı – Klasik Tarif

👉 🍒 Vişneli Ekmek Kadayıfı

👉 🥔 Patatesli Tandır Ekmeği

👉 🍽️ Bolvadin Yöresel Lezzetleri Ana Yazı


📝

6️⃣ Birlikte Yazalım, Birlikte Keşfedelim

Ben araştırmaya devam ediyorum dostlar. Sizin de önerileriniz, fotoğraflarınız, hikâyeleriniz varsa mutlaka gönderin. Belki bir sonraki yazım sizin öneriniz olur 🙂

📌 Yorum bırakmak veya bana yazmak için tıklayın »



Bolvadin’in Kurtuluşu: Tarihi ve Kültürel Dokusuyla Unutulmaz Bir Zafer

 

Bolvadin Kurtuluşu

Bolvadin’in Kurtuluşu: Tarihi ve Kültürel Dokusuyla Unutulmaz Bir Zafer

Bolvadin, Afyonkarahisar iline bağlı, tarihi geçmişi oldukça derin olan bir ilçedir. Kurtuluş Savaşı döneminde Bolvadin, Anadolu’nun diğer şehirleri gibi büyük zorluklarla mücadele etmiş ve bu süreçte büyük fedakârlıklar göstermiştir. 24 Ağustos 1922’de, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan Büyük Taarruz’un ardından Bolvadin, 25 Ağustos 1922’de Yunan işgalinden kurtarılmıştır. Bu kurtuluş, Bolvadin ve çevresinin tarihini değiştiren önemli bir dönüm noktasıdır.

Bolvadin’in Stratejik Konumu ve İşgal Süreci

Bolvadin, tarihi boyunca Anadolu’nun önemli geçiş yollarından biri üzerinde yer almıştır. Bu stratejik konumu, Kurtuluş Savaşı sırasında da önemini korumuş, ancak Yunan işgaline uğramasına neden olmuştur. Yunan kuvvetleri, Afyonkarahisar ve çevresini kontrol altına alarak Anadolu’daki ilerleyişlerini sağlamlaştırmak istemiştir. Bolvadin, bu süreçte Yunan ordusunun eline geçmiş, ancak Türk ordusunun üstün stratejisi ve halkın direnişi sayesinde kısa sürede geri alınmıştır.

Büyük Taarruz ve Bolvadin’in Kurtuluşu

Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı’nın en önemli aşamalarından biri olarak tarihe geçmiştir. 26 Ağustos 1922’de Afyonkarahisar civarında başlayan taarruzla Türk ordusu, işgalci Yunan kuvvetlerine karşı büyük bir zafer elde etmeyi hedeflemiştir. Bu taarruz, Bolvadin’i de içine alan geniş bir cephede gerçekleşmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki Türk ordusu, büyük bir hızla ilerleyerek Yunan kuvvetlerini püskürtmüş ve 25 Ağustos 1922’de Bolvadin’i geri almıştır.

Bolvadin’in kurtuluşu, sadece askeri bir zafer olarak değil, aynı zamanda halkın direnişi ve vatan sevgisinin bir sembolü olarak da tarihe geçmiştir. Yunan işgali sırasında Bolvadin halkı, büyük zorluklar yaşamış, ancak hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmamıştır. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar dahi Türk askerine destek vermek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu direniş, Kurtuluş Savaşı’nın en güçlü ve unutulmaz örneklerinden biridir.

Tarihi ve Kültürel Doku: Bolvadin’deki Kurtuluşun İzleri

Bolvadin’in kurtuluşu, ilçede birçok tarihi yapı ve mekânda izlerini bırakmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında zarar gören ve daha sonra yeniden inşa edilen yapılar, Bolvadin’in kültürel mirasını zenginleştirmiştir. İlçede yer alan camiler, çeşmeler, hanlar ve köprüler, o dönemin mimari ve kültürel dokusunu yansıtmaktadır. Bu yapılar, Bolvadin’in tarihi zenginliğini koruyan önemli eserler olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

  • Kırkgöz Köprüsü: Bolvadin’in sembolik yapılarından biri olan Kırkgöz Köprüsü, tarihi İpek Yolu üzerinde yer alır ve Osmanlı döneminden kalma bir eserdir. Köprü, Kurtuluş Savaşı sırasında stratejik bir öneme sahipti ve savaşın ardından onarılmıştır. Bu köprü, Bolvadin’in tarihi ve kültürel mirasının en önemli parçalarından biridir.

  • Bolvadin Ulu Camii: 13. yüzyılda inşa edilen bu cami, Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Kurtuluş Savaşı sırasında Bolvadin’de yaşanan tahribatın ardından restore edilen Ulu Camii, halkın ibadet ve buluşma noktalarından biri olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

  • Bolvadin Müzesi: Bolvadin Müzesi, ilçenin tarihi ve kültürel geçmişini yansıtan önemli bir müzedir. Kurtuluş Savaşı’na dair belgeler ve eserlerin sergilendiği bu müze, Bolvadin’in kurtuluşunun önemini gelecek nesillere aktarmaktadır.

Halkın Direnişi ve Kahramanlık Öyküleri

Bolvadin’in kurtuluşu sırasında halkın gösterdiği direniş, Türk tarihine geçen önemli kahramanlık hikâyelerini de beraberinde getirmiştir. Bölge halkı, işgalci kuvvetlere karşı her türlü imkânsızlık ve zorluklara rağmen direnmiş, Türk ordusuna lojistik destek sağlamıştır. Kadınlar cepheye yiyecek ve mühimmat taşımış, çocuklar ve yaşlılar da bu mücadelede yer almıştır. Bu fedakârlıklar, Bolvadin’in kurtuluşunun en değerli unsurları arasında yer alır.

Kurtuluştan Sonra Yeniden İnşa

Bolvadin’in kurtuluşunun ardından ilçede yeniden inşa süreci başlamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın ardından ilçede zarar gören birçok yapı onarılmış, ekonomik ve sosyal hayat tekrar canlandırılmıştır. Bolvadin halkı, savaşın yaralarını sararken aynı zamanda kültürel ve toplumsal değerlerini korumaya devam etmiştir. Tarım ve ticaret yeniden canlanmış, halkın birlik ve dayanışma ruhu sayesinde ilçede hızlı bir toparlanma süreci yaşanmıştır.

Kurtuluşun Bugünkü Anlamı ve Kutlamalar

Bolvadin’in kurtuluşu her yıl 24 Eylül tarihinde büyük bir coşkuyla kutlanmaktadır. Bu kutlamalar, Bolvadin halkı için sadece bir tarihsel olayın anılması değil, aynı zamanda vatan sevgisinin ve bağımsızlık mücadelesinin bir sembolü olarak görülmektedir. Kutlamalar sırasında halk, Kurtuluş Savaşı’nda şehit düşen kahramanları anmakta ve bu büyük zaferin mirasını yaşatmaktadır.

Bu özel gün, Bolvadin’in tarihi boyunca süregelen direniş ruhunun ve bağımsızlık mücadelesinin bir hatırlatıcısı olarak büyük önem taşır. Ayrıca bu kutlamalar, yeni nesillerin vatanseverlik bilincinin güçlenmesine ve milli duyguların tazelenmesine vesile olmaktadır.

Sonuç

Bolvadin’in kurtuluşu, Türk Kurtuluş Savaşı’nın önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihteki yerini almıştır. Halkın gösterdiği büyük fedakârlıklar, Türk ordusunun stratejik zaferi ve ilçenin yeniden ayağa kalkması, Bolvadin’in tarihinde silinmez izler bırakmıştır. Bugün Bolvadin, hem Kurtuluş Savaşı’ndaki kahramanlık öyküleriyle hem de tarihi ve kültürel mirasıyla Türkiye’nin önemli ilçelerinden biridir. Bu zaferin izleri, Bolvadin’in tarihi yapılarında, halkın hafızasında ve her yıl yapılan kutlamalarda yaşamaya devam etmektedir.

HAÇÇA ABA KİMDİR, HAYAT HİKAYESİ

HAÇÇA ABA


Hatice Apaydın…Toplum onu: “Haçça Aba” diye bilir…Rahmetli Maymununun Gazi’nin hanımı…Şu an sağ ve 96 yaşında…Eli değil, ayağı öpülesi mübarek bir pîr-i fâni…Yıllar önce her mahallenin bir bilge kişisi, yâni bilgili, olgun kişisi bulunurdu. Bu bilge kişiler o mahallenin sözcüsü, anası, babası, atası durumunda idiler…. Hastası olan, derdi olan, maddi sıkıntısı olan, geçimsizliği olan bunlara gelir ve çare arardı. Bu kendini topluma adamış kişiler de, hiç şikayet etmeden herkese yardımcı olmaya çalışırlardı.
*
Akçeşme Mahallesi’nin bilge kişisi de Gazi Amca ve hanımı Haçça Aba idi. Bunlar gece demez, gündüz demez herkese yardımcı olmaya çalışırlardı. Yetmeyeni yetirir, bitmeyeni bitirirlerdi. Makineyle dikiş dikmesini bilirdi… Bayrama yakın çok kadın, çocuğunu elinden tutup hamama götürürdü. Bu, kapısının önüne oturur; üstü başı perişan gördüğü kız çocuğunu durdurur; ölçüsünü alır; onlar hamamdan dönesiye kadar Çaputçu Basri’den aldığı kumaşla çataldonu diker ve verirdi. Haçça Aba’m çok sert ve otoriter ve çalışkan bir kadındır. Mahalleli onun sever ve sözünden hiç çıkmaz. Bugüne kadar evinde, başkasının çocuğu olan pek çok yetimi büyütmüştür.
*
LAYLON EDİK
1968 yılının bir bahar günü… Akçeşme Mahallesi’nde ağaçlar çiçek açmış fakat gene de hava soğuk… Haçça Aba’m evinin karşısındaki bahçesine finde (fide) tohumları ekerken, yoldan geçen satıcının sesiyle bahçe kapısının önüne çıkar… O gün için, renkli naylon terlikler bilinmiyor. Çok kadın ayağında, “guldur” kara lastik pabuç sürüyor. Satıcı, el arabasına doldurduğu rengarenk yeni çıkmış naylon terliklerin satışını bağırarak yapıyor. Mahalledeki kadınlar ilgiyle terlikleri inceliyorlar.
*
Haçça Aba da, merakla tezgahın başına gider. Çok kadının, terliklerde canı kaldığı halde almaya gücü yoktur. Kendisine mavi renkli bir terlik alır. Komşularından bir kadın da almak ister fakat cesaret edemez. Dokuduğu hasırın kazancından biriktirebildiği üç-beş kuruşu vardır. Haçça Aba’nın teşvikiyle ayağına ölçer ve yeşil renkli bir terlik alıp, evine sevinçle götürür.
Kadının kocası erkenden göle kamış biçmeye gitmiş ve henüz gelmemiştir. Kadın, tek odalı evlerinin ortasına kurdukları teneke sobayı, odun ve kemireyle yakar. Üzerine, etrafı isten simsiyah olmuş tencerenin içine bulgur ve mercimek koyarak pişirir. Mercimekli pilav aşı hazırdır. Üzeri birkaç yerden yamalıklı olan sofraaltını serip sofrayı kurar. Bahçeden, iki gömü pırasası çıkarıp sofraya doğrar ve kocasını beklemeye başlar.
*
Yeni aldığı terlikleri de evin başköşesine koyar. Kocasına sürpriz yapmak istemektedir. Kocası yorgun ve üşümüş bir şekilde gölden gelir. Kadın hemen karşılar ve hazırladığı iliyen (leğen) ve ıbrıkla eşinin elini yıkar. Ayağını yıkarken adamın gözü terliğe takılır. Dikkatli baktıktan sonra ne olduğunu sorar. Kadın sevinecek zannederek: “Ben aldım, yeni edik…” demesiyle birlikte, adam yerinden kalkarak sofranın üzerindeki ekmek bıçağını kapar ve eline aldığı terlikleri doğramaya başlar. Doğradığı yerde: “Orusbu mu olcan a…goduğumun karısı!” der ve bu sefer kadının üzerine saldırır. Kadın can havliyle Haçça Abagilin eve kaçar. Onlar da, sofraya oturmuş yemek yemektedirler.
Kadın; “Kurtarın!”, diye feryat ederek içeriye girer ve önü perdeli olan yüklüğe saklanır. Arkasından kocası içeri girer. Kocasını sakinleştirip sofraya oturturlar. Kadını da saklandığı yerden çıkarırlar. Haçça Aba sert bir şekilde: “Yemek bitesiye kadar kimse konuşmayacak!” der... Yemekler yenir, sinirler yatışır. Kavga konusunu anladıktan sonra erkeğe, karısının kıymetini bilmesini söyler ve tavsiyelerde bulunur. Kadına da: “Evin erkeği sever de, döver de!” diyerek onu da teselli eder. Çaylar içildikten sonra bunları mutlu bir şekilde evlerine gönderir…. Gel de şimdi bunu bugünkü kadınlara anlat!... 

N.Sait EKİCİ 

Abdullah TELLİOĞLU KİMDİR ? Bolvadin Temel Taşları...


ABDULLAH TELLİOĞLU KİMDİR ? BOLVADİN TEMEL TAŞLARI


Tellilerin Berber Abdullah…Altmış sekiz yaşında bir delikanlı…Berberlerin pîri…Ondan daha yaşlı; çalışan veya yaşayan başka berber yok...Çocukluk yıllarında bisküvi fabrikasında çalışmış. Tam elli senedir de berberlik yapıyor… En çok dükkan değiştirenlerdendir. Her girdiği dükkanın yıkılması sonucu bu ünvanı almıştır. Bir ara Eskişehir’de de çalışarak mesleğindeki ustalığını geliştirmiştir. Berberliğinin yanı sıra, Bolvadin Halk Eğitim Merkezi’nde usta öğretici olarak dersler de vermiştir. Ayrıca, Esnaf Sanatkarlar Odası başkanlığı yapmıştır.


Abdullah Tellioğlu; uzuna yakın boyu olan, elmacık kemikleri çıkık, ince ve zayıf görünüşlü, saç ve bıyıklarının bir kısmına ak düşmüş birisi… Gözlüğünün üstünden bakarak tıraş eder. Kendisiyle ve toplumla barışık; neşeli, şenşakrak, cana yakın özelliklere sahiptir. Gelen müşteriler hem tıraşını olurlar; hem de stresini atar giderler. Fanatik Beşiktaş taraftarıdır. Beşiktaş yıkıldığı zaman, eş-dost takılmasınlar diye bazen dükkanını açmaz. İki sefer umre haccı yapmıştır. İkisi hafız, yedi torunu vardır.

HAYATINIZI ANLATIR MISINIZ?
1949 yılında Bolvadin’in Alaca Mahallesi’nde dünyaya gelmişim. Babamın adı Sıtkı…Şoförlük ve taksicilik yaptı. Dört kız, üç oğlan; yedi kardeşiz. Benim küçüğüm İsmail, vergi dairesinde memur…Mustafa ise, astsubay emeklisi.
İlkokulu Savaş İlkokulu’nda bitirdikten sonra, ortaokula devam edip; ikinci sınıftan futbol aşkı yüzünden ayrıldım. İlkokula giderken tatillerde Telliler’in bisküvi fabrikasında çalıştım. 14 yaşıma gelince, Eski Kasap Aralığı’nda berberlik yapan İhsan Kayacan’ın yanına çırak olarak girdim. Burada berberliği öğrenip; büyük şehirde işyeri açma amacım vardı. Burada kendimi yetiştirdikten sonra Eskişehir’e gidip; ayakkabıcı Köttehalil’in aracılığıyla, Berber Ahmet Palas’ın yanına kalfa olarak girdim. Öğleye kadar bunun yanında; öğleden sonra da bayan kuaföründe çalıştım. Amacım ikisini de öğrenmekti. Burada iki sene çalıştıktan sonra, babamın gurbete rıza olmamasından dolayı Bolvadin’e gelip; Berber Gazi Sağlamer’in yanında askerlik vaktime kadar çalıştım.

ASKERDE BERBER MİYDİNİZ?
Benden önceki dönemdekiler 24 ay yaparken, bizim dönem 21 ay yaptı. Jandarma olarak önce Bilecik’e, oradan İzmit’e, oradan Çanakkale İmroz Adası’na, oradan Bolu’ya, oradan da Ankara’ya gelerek; askerliğimi tamamladım. Berberlik mesleğimi, en son geldiğim Ankara’da yapabildim.

İLK DÜKKANINIZI NE ZAMAN AÇTINIZ?
Askerden gelince evlendim. İki oğlum iki kızım var. Oğullarımdan Murat Sıtkı, Bolvadin Milli Eğitim Müdürlüğünde şef memur olarak çalışıyor. Mustafa Nail ise, Eskişehir Bor İşletmelerinde memur olarak çalışıyor.
Çarşı Camii’nin giriş kapısının karşısında sıra dükkanlar vardı. 1971
‘de orada mülkü bize ait olan dükkanımızda ilk işyerini açtım. Yanımızda Apıcık ve Muammer Koca vardı. Burada bir seneye yakın çalıştıktan sonra, belediye bu dükkanları yıkınca; İmaret Camii önündeki baraka dükkanlara taşındım. Orada da biraz çalıştım fakat Vakıflar İdaresi “Camiyi kapatıyor.” diye burayı yıkınca, Sümerbank yanındaki barakalara taşındım. Oradaki barakalar da kaldırılınca, şimdiki vergi dairesinin olduğu yerdeki barakalara taşındım. Vergi dairesi yapılması için buradaki barakalar da yıkıldı. Ben de en sonunda çınar aralığında kendi yerimiz olan dükkana taşındım ve artık taşınmaktan kurtuldum. 

ESKİ BERBERLERDEN BAHSEDER MİSİNİZ?
Berberlerin pîri, Hazreti Peygamber’in berberi olan Selmân-i Pâk hazretleridir. Biz onun yolundayız. Eski berberlerin görevleri bugüne göre daha fazlaydı. Berber Musa GÜLEÇ diş de çekerdi. Bazı berberler sülük vurur ve satarlardı. Bazıları iğne de vururlardı. Hatta sünnet yapanlar bile vardı. Eski berberler olarak: Abdil Temiz, Cafer Ünal, Abdil Karagüven, Orhan Enes, Abdurrahman Kozanoğlu, Şerafet Karagüven, Abdullah Balta, İhsan Emre, Eşref Koca, Abdullah Kocaali vardı. Eskiden fazla saç uzatan yoktu. Çocuklar olsun, yaşlılar olsun, saçlarını hep makine ile kısa kestirirlerdi. Yaşlılar genellikle usturaya vurdururlardı. Bugüne kadar en az 15 berber yetiştirdim. İki binden fazla da damat traşı yaptım.

SAĞLIK AÇISINDAN BERBERLİĞİN ÖNEMİ NEDİR?
Berberlik mesleği, sağlık açısından en dikkat edilecek meslektir. Devamlı müşteriyle yakın temas halindesin. Temiz ve sağlıklı olmak durumundasın. Yıllık genel sağlık kontrolü yaptırma zorunluluğumuz var. Ben müşterim rahatsız olmasın diye, yıllardır soğan-sarımsak yiyemiyorum. Yaz günleri günlük gömlek değiştiriyorum. El-tırnak temizliğime dikkat ediyorum. Mikrop öldürücü makine aldım, malzemeleri onun içinde muhafaza ediyorum. Bir müşteriye kullandığım jileti, ikinci bir müşteriye kullanmam.

ESKİ BERBERLER NASILDI?
Eski berberlerin işi bugüne göre daha zordu. Usturalar, biley taşında haftada bir kere bilenirdi. Ayrıca her tıraştan önce kayışa sürülüp keskinletilirdi. Tıraş sonrası, mikrop varsa ölsün diye, ispirto içinde bekletilirdi. Kanayan yere kantaşı sürülürdü. Kalfalık yıllarımda Bolvadin’de kel çoktu. Kellik, saç ve deride oluşan bulaşıcı bir mantar hastalığıdır. Eskiden temizlik yeteri derecede yoktu. Saçların dibinde kirden dolayı mikrop oluşur; o da o bölgedeki saçları dökerdi. Uzun tedavi sonucu saçlar geri çıkardı. Bu gün için imkanlar iyileştiği için kellik tarihe karıştı.
Ayrıca bit de çoktu. Bazılarının saçını makine ile keserken, makinenin önü kan ve bit olurdu. Fakirlik, imkansızlıklar, kişileri bu durumlara getiriyordu. Şimdi bir tane bulsam, kavanozun içine koyup herkese göstereceğim.

MESLEĞİNİZİNZORLUKLARI NELERDİR?
Bolvadin’deki esnaf gurublarından en uzun yaşayanlar terzilerdir. En kısa yaşayanlar ise berberlerdir. Şu anda yaşım daha altmış dört olduğu halde, devamlı bu mesleği yapıp da yaşayan başka berber yok…Bu da bizim mesleğin ne derece zor olduğunu göstermektedir. Devamlı ayakta olduğumuzdan dolayı, bacaklarımızda varis oluşur. Bel ağrısı problemlerimiz olur. Memur ve öğrenciyi düşündüğümüz için cumartesi ve pazar günü de çalışma durumumuz vardır.
Bugüne kadar dürüst çalıştım, helalinden kazandım. Kişi kendini ya rahmetle yadettirir ya da lânetle…İnşallah rahmetle yadedilenlerden olurum...
Nur Sait EKİCİ HOCAMA TEŞEKKÜR EDERİZ

Cafer KAYACAN Kimdir ? Cafer KAYACAN'in Hayati



TEYYARE USTA – (CAFER KAYACAN) KİMDİR? Cafer KAYACAN'ın Hayat Hikayesi...

Cafer Kayacan 1904 yılında Bolvadin’in Hacıhalife Mahallesi’nde dünyaya geliyor. İnşaat ustası olan babasının adı Mehmet’tir. Mehmet’in üç erkek kardeşi daha var. Bunların üçü de savaşa gidiyorlar, birisi şehit oluyor, ikisi de gazi olarak geri dönüyorlar. Marangozluk, inşaat ustalığı, sıvacılık yapmıştır. 

Cafer Usta; zayıf, ince, uzun boylu birisi idi. Başına devamlı kasket giyerdi. Gözüaçık, cesur, çalışkan, hamaset sahibi idi. 

Komple bir inşaat ustası olup, elinden her iş gelirdi. Yürürken ve çalışırken çok hızlı hareket ettiğinden dolayı, toplum ona “uçak” anlamına gelen “Teyyare Usta” lakabını taktı. Zamanla, adının yerine lakabı çok kullanılmaya başlandı. Kendinden sonra çocukları da aynı lakapla anılır oldu. Tetik ve telâşeli iş yapardı. 


İşinin içine hile sokmaz, her işte kendi işi gibi çalışır, biran önce bitirmek isterdi. Ekmek teknesi olan keseri, onun silahı gibiydi. Keserini hiç yanından ayırmaz, Sol kolunun dirsek kısmına gelen tarafa keseri sıkıştırır, elini de bağrına basar, iş bitiminde evine getirir, sabah tekrar götürürdü. Kesinlikle yemin ve küfür bilmez, bazen kızdığı zaman: “Tövbeler tövbesi olsun!” derdi. İnsan-ı kâmil idi. Kibir gurur bilmezdi. Muhteris değildi, hiçbir zaman çok kazanma hırsı içerisinde olmadı. Günlük haline devamlı şükrederdi. En kötü alışkanlığı sigara idi. Günde iki paket sigara içerdi. Kendisi sigara içtiği halde, çocuklarına, torunlarına sigaranın zararlarını anlatırdı. Bu yüzden çocukları ve torunları sigaranın yanına dahi yaklaşmadılar. 
Beş oğlan, iki kız; yedi kardeştirler. Ağabeyleri; Kamil, Şükrü, İsa, Ali Osman da marangozluk ve inşaat işleriyle uğraşmışlardır. Evlerinin iki ev ötesinde “Cafer Dede Türbesi” var. Bu mahallede bulunanların bazı ailelerinde “Cafer” ismi vardır. Babası buna bu mübarek kişinin ismini verir. 1975 yılında hac farizasını yerine getirir. 


İNŞAAT İŞLERİ Bolvadin’de bundan altmış-yetmiş sene önce, binalar tek katlı ve nadiren iki katlı olarak yapılırdı. Harç olarak genellikle çamur kullanılırdı. Damlar düz toprak dam olup, akmaması için çorakla sıkıştırılırdı. Bazı varlıklı ailelerin ve resmi dairelerin damları çatılı olup, İtalya’nın Marsilya Bölgesi’nden deniz yoluyla getirtilen kiremitler, çatı üzerindeki dama döşenirdi. Bu yüzden eski adamlar kiremide “marsilya” derdi. Taştan yapılan temellerin “subasman” denilen yüksekliği bittikten sonra, ahşap işine başlanırdı. Kalın ağaçtan dikilen direklerin arası, çaprazlamasına ince ağaçlar çakılır, bu ağaçların araları da tuğla ile kapatılırdı. Bir deprem olduğu zaman bu çapraz çakılan ağaçlar sallanır fakat yıkılmazdı. Bir de kerpiçten yapılan yığma evler vardı. Duvar kalınlığı neredeyse yarım metreye yakın olurdu. Bu tür duvarlar, hem yıkılmaz hem de kışın sıcak, yazın serin tutardı. Evlerin tavan kısmına direkler döşenir, onun üzerine hasır çakılıp kamışla kapatılırdı. Kamışın üzeri ise çamurla kapatılırdı. 

Evin odalarında; mutlaka ahşaptan yüklük, yüklüğün altına gusülhane, çiçeklik yapılır, aynı zamanda ocak ihmal edilmezdi. Tefçiler, Karacaustalar (Kalay), Aynacılar, inşaat işlerinde önde gelen ailelerdi. Bunlar ekip halinde çalışır, bir evi temelden tavana kadar yapar bitirirlerdi. İçinin marangozluk işlerini kışın yaparlardı. Bu günkü tabirle “anahtar teslimi” dediğimiz şekilde bitirir teslim ederlerdi.

HAYATA ATILIŞ Cafer Kayacan’ın babası ve dört ağabeysi inşaat işleri yapıyorlar. Bazen Bolvadin dışına gidip iki ay gelmiyorlar. Erkek kardeşlerin en küçükleri Cafer Kayacan…

Ağabeylerinin hepsi de o gün için tahsil görmüşler. Bir büyüğü Ali Osman Rüştiyede okumuş, aynı zamanda yarım hafız olan bir kişi…Cafer’i okula göndermezler, okul çağında iken ağabeylerinin yanında çalışmaya başlayarak hayata hazırlanır. Ağabeysi Ali Osman, Cafer’e dersler vererek onun okuma ve yazma öğrenmesini sağlar. Daha ilkokul yaşlarında hayatın yükünü omuzlayan Cafer, askerlik vaktine kadar esnaflığın ve ustalığın bütün özelliklerini öğrenir, hayata hazırlanır, pişer. 

Cafer Ağa’mın bu özelliklerini yazarken aklıma bugünkü gençlik geldi. Son yıllarda delikanlılarda gördüğüm tek şey: kısa paçalı dar pantolonun altına çorapsız ayakkabı giyip, sakalını Hacivat gibi kesen; ellerinde Osmanlı Tuğralı yüzük ve parlak tesbih görüntüleriyle poz verip, bunu internetteki sayfasına koyan; hiç bir yerde çalışmayıp bir halt yemeyen bilgisiz tembel tipler… 

Kızlarda ise durum daha da içler acısı: Başında eşarp, altında tayt, kulağında beyaz kablolu kulaklık takılı, elinde oynadığı telefonla önünü ve dünyayı göremeyen, ev işi el işi nedir bilmeyen, şımarık, konuşurken ağzını geverek konuştuğu için ne dediği anlaşılmayan; ülke, ekonomi ve aile sorunlarından habersiz; büyüğe-küçüğe saygısı sevgisi olmayan zavallılar…


KURA ÇEKMEK Askerliği İstanbul’a çıkan Teyyare Usta, vatani vazifesini yerine getirdikten sonra memleketine döner ve dünya evine girer. İlk çocuğunu kucağına almanın heyecanını yaşamaktadır. Çocuğu dünyaya gelir fakat kısa bir süre sonra ölür. Daha sonra dünyaya gelen beş çocuğu da bir müddet sonra ölürler. Hanımı ve kendisi, ölen çocuklarının arkasından çok üzülmektedirler ve elem içerisindedirler. Yedinci çocukları dünyaya gelince yaşaması için çok ümitlenirler fakat o çocuk da sekiz aylıkken ölünce, büyük bir karamsarlık içerisine girerler. 1940 yılının bahar ayları…Teyyare Usta, erkenden inşaattaki işine gider. Yer: Bekirağa Mahallesi…İnşaat yapılan ev: Badinik’in (Mevlüt Terzier) evi… Diğer usta ve amelelerle işlerine başlarlar. Evin tavan direklerini döşeyip hasırı çakarlar. Öğlen ezanı okununca işi bırakıp ellerini yıkarlar ve inşaat evinin bir odasına oturup yemeğin gelmesini beklerler. Mevlüt Ağa biraz sonra kucağına bastığı koca bir hevikle gelir. Hevikte keşkek vardır. Heviği gören ustaların amelelerin gözleri parlar. Bir tepsi üzerine döktükleri yarı etli, gongurdak biberiyle pişmiş olan keşkeğe çalarlar kaşığı… Doyan “Elhamdülillah!” diyerek kenara çekilir ve sigarasını yakar. 


Karınlarının doymasının verdiği keyifle bir oyun oynamaya karar verirler. Oradan birisi: “Bir kura atalım, kimin karısı önce ölecekse ona çıksın.” der, herkes kabul eder. Bir kura atarlar, kura Teyyare Usta’ya çıkar. Bu kabul etmez ve tekrar atılmasını ister. İkinci atılan kura da Teyyare Usta’ya çıkar. Teyyare Usta’nın morali bozulur gene kabul etmez. “Erenler üç.” diyerek tekrar kura atmak isterler fakat gene kuraya girmek istemez, zorla sokarlar. Üçüncü kurada da gene buna çıkınca kızar ve istirahat saati dolmadan işinin başına döner. Akşama doğru işi paydos ederler ve herkes evine gider. 

Ertesi gün sabah, ustalar ve ameleler inşaata gelirler ve işlerine başlarlar. Aradan iki saat geçmiştir fakat Teyyare Usta işe gelmemiştir. Abdil Usta (Çelik) Külcünün Hasan (Burun) Usta’ya “Git şunun evine bak gel! Hasta-sökel olur!” der. Külcünün Hasan gider ve biraz sonra heyecanlı bir şekilde gelerek: “Teyyare Usta’nın garı ölmüş!” deyince hepsi iş önlüklerini çıkartıp cenaze evine koşarlar. Teyyare Usta üzgün bir şekilde ev kapılarının önüne yere çökmüş, sırtını duvara dayamış, bağrını güneşe vermiş, elinde sigarası, düşünceli bir şekilde oturuyor. Bunlar yanına gelince kafasını sallayarak: “Gördünüz mü ettiğinizi!... Garı gitti!” der. O gün öğleyin cenaze defnedilir. 

Aradan bir süre geçer, Cafer Ağa’nın üzüntüsü henüz bitmemiştir. Komşuları Şaban Ali’si (Akşahin) var. Şaban Ali’si Yemen’de Aden’de Arabistan’da savaşmış, iki sene İngilizlere esir düşmüş, on bir sene askerlik yapmış bir gazi… 

Buna: “Oğlum, bu böyle gitmez, seni everelim.” der. Cafer Ağa kabul edince, Şaban Ali’si bunun temizliğini, dürüstlüğünü, çalışkanlığını bildiği için kızını verir. Bu hanımından üç oğlu, iki de kızı olur. Oğullarından Mehmet, maden mühendisi olup, iki dönem Bolvadin Belediye Başkanlığı yapmıştır. İkinci oğlu Ramazan, marangozluk mesleğini seçmiş ve emekli olmuştur. Üçüncü oğlu Ali ise hafız olup, din görevlisi olarak çalışmaktadır. 

YUMURTA Önceleri zanaat çeşitleri çoktu. Çocuğunu okutma fikri çok kişide de yoktu. İlkokulu bitiren çocuğa iyi bir sanat dalı aranır ve oraya verilirdi. Çırak olarak giren çocuk, sonra kalfa, sonra da usta olurdu. “Eti senin kemiği benim” diye bir sanatkâra verilen çocuk, ustasına babasından daha çok itaat eder, her türlü zorluğa göğüs gerer, en sonunda da altın bileziği koluna takardı. Ustalığı öğrenen delikanlı, askerlik dönüşü kendi işini kurardı. Günümüzde teknolojinin ilerlemesi sonucu, pek çok esnaf çeşidi yok oldu gitti. 

 Yıl 1969… Teyyare Usta, Dortlunun Mehmet’in evini yapıyor. Ameleler ise Memidikler’in Abdullah Yaman ve İsmet Kalkan…Duvarları bitirmişler sıra çatıya gelmiş. Ameleler aşağıda çalışırken, Teyyare Usta da çatıyı çakıyor. Abdullah Yaman, yanındaki İsmet arkadaşıyla muhabbet ederken ona: “Biz çalışıyoruz, paranın çoğunu usta alıyor!” diye şikayette bulunur. Çatının tepesinde bulunan Teyyare Usta bu lafı duyar ve amelesine bir ders vermek ister. Cebinden bir lira çıkartır ve aşağıya atarak Abdullah’a, bakkaldan iki yumurta getirmesini söyler. Abdullah bakkaldan iki yumurta alır ve çatıya çıkıp yumurtaları ustasına verir. Ustası, yumurtanın birisini Abdullah’a vererek, çatının üzerindeki dik kısma bunu koymasını söyler. Abdullah şaşkın bir şekilde yumurtayı koyar fakat yumurta üstünde durmaz. Yumurtayı ustasının elinden alır ve biraz harç koyup yumurtayı üzerine koyar, yumurta düşmez. Abdullah’a: “Gördün mü aslan Abdıllam, ustalar parayı bunun için çok alıyor.” diyerek, kalp kırmadan amelesine ders vermiş olur. Amele ustasını sollamazsa sanat ölür, hatalı sollarsa amele ölür. 

HAYIR VE HASENÂT İnsan, kendi için istediği bir şeyi, başkaları için de istemelidir. Yolda-darda kalana yardımcı olunmalıdır. Cafer Usta’nın kendisine görev bildiği hasletlerden birisi de, zorda olanın yardımına koşmasıdır. İhtiyaçlı bir kişinin evi göçerse, ücretsiz tamirini yapıverir. Kendisi ihtiyaçlı olduğu halde, yaptığı iş için ücret almaz. Çalışmayı, üretmeyi çok sever. Çocuklarını da bu şekilde yetiştirir. Çocukları küçükken, aileye yük olmamak için her işte çalışırlar. Kiremit ocağına giderler, otobüslerde kaymaklı şeker satarlar. Yaz günleri anneleri bunları erkenden kaldırır, abdestlerini alırlar, İmaret Camisi’nde sabah namazını kıldıktan sonra Simitçi Hüsnü Sezen’in fırına gidip simit alır satarlar. Çocuklarının şimdiye kadar, kaza namazları yok denecek kadar azdır. Büyük oğlu Mehmet, gençlik yıllarında Bolvadinspor’da top koşturmuş olup iyi bir futbolcuydu. Spor alanında “Teyyare” lakabıyla anılırdı. Babası ise bunun top oynamasına pek hoş bakmaz. Kimsenin teşviği olmadan çalışmış ve mühendis olmuştur. 

Ölümünden iki sene öncesine kadar çalışan Teyyare Ustada, kesinlikle çok para kazanma hırsı yoktur. Tamaha dalmaz, hırsa kapılmaz. Çok kazanma hırsı olanların sonunun ne olduğunu bilir. Olana “Bereket versin.” der. Bir karınca, yere dökülen baldan birazcık yer ve gider. Tadı hoştur. Geri döner daha çok yemek için içine girer fakat ayakları bala yapışınca debelenerek ölür. İşte, dünya hayatı bu bal gibidir. Kim yetecek kadar alırsa kurtulur. Kim de içine dalarsa sonu karınca gibi olur. 

Yıl 1965… İmam-hatip okulu pek çok ilde ve ilçede yok. Kitapçı Süreyya Neslioğlu Okul yapmak ister ve dernek kurarak bunu da yönetime alır. Bu da gece gündüz bu okulun yapımı için çalışır, etraftan hayır toplar. Bu yapılanlar yarın önüne gelecektir. 

DOĞUM VE ÖLÜM Yaratılışımızdan beri, Türk Milleti olarak devamlı mazlumun, yoksulun, kimsesizin yanında yer almışız. Savaşlar sonrası yoksul düşen halk, ümitsizliğe kapılmamıştır. Kıtlıktan, doğal afetlerden gelen yıkımlardan sonra birbirimize kenetlenmiş, destek olmuşuz. Yoklukta ve varlıkta devamlı tevekkül etmiş ve şükretmişiz. Komşu haklarına riayet etmiş, birbirimizi korumuş gözetmişiz. 

Cafer Usta’nın en önemli meziyetlerinden birisi de, ihtiyaçlının yanında bulunması ve hayır işlerinde koşturmasıdır. Çevresine, devamlı bu dünyanın boş olduğunu söyler, sonunda ölüm olduğunu belirtir. Hayvanların her şeyinin işe yaradığını belirtirken; insanın ölüsünün bir işe yaramadığını, sadece yaptığı güzel işler ve iyiliklerle anılacağını söyler. Mezara girdiğimizde maddi ve manevi olarak başımıza gelecekleri unutmamamız gerektiğini belirtir. 

Öldükten sonra yaklaşık 30 dakika içerisinde vücutta refleks diye bir şey kalmıyor. Gevşeyen kaslar dolayısıyla ağız ve göz kapakları açık kalıyor. Boşaltım sistemi tamamen gevşiyor, idrar akıntısı oluşuyor. Ölümün gerçekleşmesinden 24 saat sonra vücut çürümeye başlıyor. İlk çürüyen organlar ise; göz, beyin, mide ve bağırsaklar… En geç çürüyen kısımlar ise; kalp, mesane, böbrek... İlk çürüyen yer olan mide ve bağırsaklarda bakteriler yoğun çalıştıkları için, hızla gaz ortaya çıkıyor. Bu gaz, karın bölgesinin şişmesine sebep oluyor. Derinin üstü yanık gibi su toplarken, siyaha dönmeye başlıyor. Günden güne şişen karın patlıyor ve göğüs çöküyor. Bu olay mezar üstünden duyulabilecek kadar sesli olabiliyor. Ortalama dört yıl sonra, insan tamamen kemik haline dönüşüyor. Güzelliğin, yakışıklılığın, zenginliğin, kibrin, malın mülkün, makamın mevkiin nerede? Mallarınızdan tasadduk edin. Hayır konuşun, hayır yapın. Zîra elimizle yaptığımız amellerden başka bir şey kalmayacak. Ne kadar bakımlı olursan ol, seni en son imam yıkar. Ne kadar borçlu olursan ol, musalla taşında iken hakkını helal eder insan. Çünkü ölüler masum görünür çoğu zaman. Dünyada temiz çıktı diye, ahirette aklanmaz insan. 


Ey bizleri ve bütün yaratılmışları yoktan var eden, varlığından sevgisinden ve rahmetinden haberdar eden yüce Rabbimiz!.. Hakkıyla ifade etmekten âciz kaldığımız; hamdimizi, senâmızı, şükrümüzü, duamızı sana havale ediyoruz. 

EL MEVT-ÜL HAKKUN Ölüm yokluk değil, hiçlik hiç değil. / Şu fâni dünyadan terhistir ölüm. / Kara toprak olup mahvolmak değil. / Maksuda kavuşmak vaktidir ölüm. 11 Mayıs 1982 Salı…Cafer Kayacan 78 yaşında iken “ölüm haktır” kuralına uyarak bu dünyadan ayrılır. Allah Gani Gani Rahmet Eylesin…Ruhuna Fatiha...

Kaynak:24eylül.com